|
Doğa harikası Kaputaş Plajı |
|
|
|
Yaz başında ege ve akdenizlilerin "ilk yaz" diye tabir ettikleri zamanda Bodrum'dan başlayıp Olimpos'a uzanan güzel bir tatil yaptım. Aynı tatili geçen sene de "sarı yaz" dedikleri Ekim ayının ortalarında yapmıştım. "İkisi arasında bir fark var mı?" diye sorarsanız, sadece sarı yaz kısmında deniz suyu daha sıcak oluyor. İki mevsimde de ortalık sessiz, sakin, hava limonata kıvamında. Yola gelirsek... Bildiğiniz sahil yolu; dar, virajlı ama nefis deniz manzaralı. Sezon dışı olduğu için trafik yoğunluğu az... İşte denizine girmelere doyulmaz Kaputaş Plajı'da tam bu yol üzerinde. Bodrum tarafından gelirken, Kalkan'ı geçtikten hemen sonra daha Kaş'a gelmeden bir viraj dönüşü karşınıza çıkıveriyor. Sizin de nefesiniz kesiliyor...
|
|
|
Kotor/ Montenegro (Karadağ) |
|
|
|
Kotor... Tarihi dokusu, mükemmel denizi en çokta sakinliği ve huzuru ile bizi büyüledi... Tamamını yürüyerek yaklaşık üç saatte gezdiğimiz Unicef'in koruması altındaki bu küçük tarihi şehir, birçok eksiğine rağmen önümüzdeki yılların en popüler gezi yerlerinden biri olmaya aday. Yine büyük oğlumla başbaşa, omzumuzda sırt çantamız kısa bir tatil yaptık. Anne-oğul, plansız programsız, canımızın istediği gibi gezmeyi çok seviyoruz. Niyetimiz Hindistan'dı ama beş güne sıkıştırmaktan vazgeçince, daha yaz başından beri gitmeyi düşündüğümüz Montenegro'yu görelim istedik. Daha önceki Hırvatistan tatilimiz de olduğu gibi, "gözde bir tatil beldesi" olmadan, iyice kalabalığa karışmadan o güzel Adriyatik kıyılarını adım adım keşfe devam ettik. Hemen bayram öncesi çıktığımız bu tatil yazısı ise, yıllar sonra tekrarlayan boyun fıtığım yüzünden bu zamana kaldı. Beş günlük Montenegro (Karadağ) gezimiz de hedefimiz, iki ünlü kıyı şehrini Budva ve Kotor'u gezip, ardından Dubrovnik'e de günü birlik bir ziyaret yapıp tamamlamaktı. Fakat, Kotor'u o kadar çok sevdik ki, Dubrovnik ziyareti aynı Hırvatistan gezimizde olduğu gibi yine başka bir bahara kaldı. Tabii Kotor'u çok sevince yazıyı da sonundan başlayarak yazmak zorunda kaldım. Kısacası, ilk gittiğimiz şehir Budva olmasına rağmen, önce Kotor'u sizlerle paylaşmak istedim.
|
|
Milas pazarı |
|
|
|

Seyahat ettiğim yerlerde en çok pazar yerlerini gezmeyi severim. Yakın köylerden gelen çiftçilerin, sabah erkenden toplayıp, pazara getirdikleri sebze ve meyvelere dayanamam. Milas pazarı da en sevdiğim pazarlardan biri. Daha sabah toplanmış kökleri üzerinde yeşillikler, bahçelerde ki ağaçlardan toplanan az ama tazecik meyveler. Kimi sandıklar üstünde, kimi yerlere serilen örtülerin üzerinde sergilenir. Kiminin önünde iki kutu tazecik dut, bir şişe pekmez, kiminde de ev yapımı tarhana, taze lor peyniri... Bahçesinde o sabah ne varsa toplayıp getirmiş, o yorulmak bilmez teyzelerle konuşmaya da, onlardan yeni tarifler öğrenmeye de bayılırım. Hal böyle olunca da, tatil dönüşü doğal olarak, arabanın arka koltuğu pazardan aldığım sebze ve meyvelerle, ev yapımı yiyeceklerle dolar. Hiç üşenmem, onları önce uzun araba yolculuğuna hazırlar, gelince de keyifle buzdolabına yerleştiririm. Milas pazarı epeyce büyük bir pazar. Hem açık, hem de kapalı bölümü var. Balıkçıların olduğu bir taraf ve her pazarda olduğu gibi tekstil ve mefruşat bölümü. O taraflara yolunuz düştüğünde; hafif bulutlu, ya da çok sıcak olmayan bir günde, siz de bu güzel pazarın ve Milas'ın güzel tarihi binalarının ve kocaman ağaçlarla bezenmiş sokaklarının keyfini çıkarın...
|
|
|
<< Başlat < Önceki 1 2 3 4 5 Sonraki > Son >>
|
|
Sayfa 1 > 5 |